click tracking

Bitkilerin Özellikleri

Bitkilerin özellikleri ve bitkilerin içerdiği etkin maddeler nelerdir? Şifalı bitkilerin, gelişim süreleri boyunca bünyelerinde oluşturarak depoladıkları çeşitli etkin maddeler vardır. Ama bu maddelerden bir bölümünün doğrudan tedavi amaçlı kullanılmadığını belirtmek gerekir. Her şifalı bitkide, etkin maddelerin yanı sıra, bu etkinlikle ilişkisi olmayan başka maddeler de vardır.Dengeleyici veya yönlendirici madde olarak tanımlanan bu maddeler, etkin maddelerin insan organizması tarafından kabul edilişini bazen hızlandırır, bazen de yavaşlatabilirler. Bitkisel kaynaklı drogların bir özelliğidir bu.

Şifalı bitkiler, genellikle birden çok etkin madde içerirler ve bu etkin maddelerden biri, bitkinin hangi hastalığa karşı kullanılması gerektiğinin belirlenmesinde başlıca rolü oynar. Dengeleyici veya yönlendirici maddelerin, bir şifalı bitkinin tedavi etme gücünü ne oranda etkilediğinin saptanabilmesi, ancak bitkinin etkin maddesinin izole edilmesi sonucunda belirlenebilir. Bu durumda, bitkinin içerdiği maddelerin etki alanı tümüyle
değişecektir. Ancak, bitkinin içerdiği maddelerin tümü, dengeleyici maddeler de dahil olmak üzere bir bütün oluşturduklarında, o bitkiye özgü etki elde edilebilir ve bu da bitkisel kaynaklı drogların bir başka özelliğidir.

Bir şifalı bitkinin etkin maddeleri, bitkinin tüm organlarına eşit oranda dağılmaz. Bazen öncelikle çiçekte, yaprakta veya kökte, bazen de tohumda, meyvede veya kabukta depolanmış olabilir. Bitkinin yetiştiği ortama, toplama biçimine ve kullanıma hazırlanışına göre, içerdiği maddelerin etkinliğinde değişimler olur. Kullanımda engel oluşturan bir durumdur bu, ama bitkiyi zamanında toplamakla, kullanıma hazırlarken gereken özeni göstermekle dengelenebilir. Kullanıma özenle hazırlanmış bitkiler, eğer doğru ortamda bekletiliyorlarsa, kurutuldukları halde etkinliklerinin ancak küçük bir bölümünü yitirirler.

Alkaloitler: Bu grup genellikle, tedavi edici zehirler olarak da tanımlanabilecek, çok etkili maddelerden oluşmaktadır. Başlıca etkin maddesi alkaloit olan bitkiler, bu nedenden ötürü, bitki çayı biçiminde içten kullanılmamalıdır. Ama yine de ilaç yapımında yaygınlıkla kullanılırlar. Alkaloitlere, zehirleme etkisine sahip olmayan bazı bitkilerde de rastlanabilir. Ama o bitkilerde, kendileri ön plana çıkmadan, yalnızca bitkinin ana etkin maddesini desteklerler.

Acı maddeler: Acı madde içeren pek çok şifalı bitki vardır (yakıcı biber acısı ile karıştırılmamalıdır). Ama, acı madde droglarından söz edildiğinde, etkinlikleri yalnızca bu acı maddelerce oluşturulan şifalı bitkileri anımsamak gerekir. Şifalı bitkilerle tedavi biliminde, acı madde drogları, amara olarak adlandırılır ve içerdikleri maddelerin bileşimine göre de üç gruba ayrılırlar:

1-Katışıksız acı maddelere, amara tonica denir.

Amara grubuna dahil edilebilecek pek çok şifalı bitki sayılabilir, ama bunların içinde, etkinlik açısından kendini kanıtlamış olanların sayısı sınırlıdır. Acı maddeler, sindirim güçlüğü çeken kişilerde asit salgılarını düzenleyerek, bedenin genel anlamda güçlenmesinde önemli görevler üstlenirler. Bu nedenle, acı madde içeren droglar, hastalık sonrasındaki halsizliklerde, kansızlıkta ve sinirsel yorgunluk hallerinde de başarıyla kullanılabilir.

Bu grubun tipik örneği, centiyane köküdür (Gentiana lutea).

2-Acı maddeler yanı sıra önemli ölçüde ıtırlı uçucu yağlar da içeren ve bu nedenle aromatik acı bir tada sahip olan droglara amara aromatica denir.

Bu drogların, ıtırlı uçucu yağ içermeyen amara droglarından pek farkı yoktur, ama kullanım alanları, uçucu yağdan ötürü daha geniştir. Tipik örnekleri, Civanperçemi (Achillea millefolium) ve melekotu köküdür
(Angelica archangelica).

Genel olarak, amara aromatica grubu drogları da, aynen amara grubu acı madde drogları gibi, mide rahatsızlıklarında kullanılabilir. Ama etkileri mide ile sınırlı kalmayarak bağırsaklara kadar uzanır ve safrakesesi ile karaciğeri gayet olumlu etkilerler. Bunun yanı sıra, ıtırlı uçucu yağların antiseptik etkisi de göz önüne alındığında, bu tür drogların bakteri ve parazitlere karşı kullanılabileceğini de unutmamak gerekir. Özellikle, bağırsaklarda gözlemlenen mayalanma (fermantasyon) durumunda bu droglar çok etkilidir. Ayrıca, bazıları da, genellikle rahatlatıcı bulunan, idrar arttırıcı yan etki içerirler.

3-Yakıcı maddeler de içerdikleri için, acı-yakıcı tada sahip olan acı madde drogları, amara acria olarak adlandırılır. Tipik örnekleri, zencefil kökü (Zingibar officinale) ve karabiberdir (Piper nigrum). Bu tür Droglar, özellikle kan basıncının düzenlenmesinde kullanılabilir. Sindirim sistemindeki aksaklıklar, kan basıncı düzensizliklerine de yol açabileceğine göre, aradaki ilişkiyi göz ardı etmemek gerekir. Ama bu amaçla, tüm acı madde grupları da denenmelidir.

Uçucu yağlar: Bitkisel kaynaklı uçucu yağlar, yapıları gereği uçucu, ama suda çok az veya hiç çözünmeyen maddelerdir. Keskin ve genellikle hoş kokuludurlar. Bitki dünyasında uçucu yağlara çok sık rastlanır, hatta hemen hemen tüm bitkilerin uçucu yağ içerdikleri söylenebilir. Ama şifalı bitkilerle tedavide kullanılabilmeleri için, uçucu yağ drogları olarak tanımlanacak bitkilerin, bu hoş kokulu yağları en azından %0,1-10 dolaylarında içermeleri gerekir.

Uçucu yağlar, bitkinin özel yağ hücrelerinde, yağ geçitlerinde veya yağ beze tüylerinde depolanır. Bu yağlar çok değişik maddelerin bileşiminden oluşurlar. Öyle ki, bazen bir uçucu yağ türünde 100 ayrı madde saptanabilir.

Uçucu yağ içeren tüm şifalı bitkilerin, aşağıda sayılan hastalıklarda etkin oldukları söylenebilir: Deri tahrişlerinde iltihap giderici, öksürmeyi kolaylaştırıcı, idrar arttırıcı, kramp çözücü ve mideyi, bağırsakları, safrakesesini, karaciğeri güçlendirici olarak. Ayrıca, bu tür droglar kullanılarak, sindirim sisteminde mayalanma başlatan nedenlerle ve hatta bakterilerle savaşılabilir. Ama burada, savaşmanın, yok etmekle eşanlamı olmadığını unutmamak gerekir.

Flavon(Flavonoid): Bu ad, şifalı bitkiler dünyasında büyük yaygınlık gösteren, aynı kimyasal yapıya sahip çeşitli maddeler için kullanılır. Flavon içeren drogların etkinliklerinin saptanması zordur, çünkü etkinlik alanları, içerdikleri flavonun niceliği ve niteliğine göre değişkendir. Çok çeşitli kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip oldukları için, flavonların genelde belirli amaçlar doğrultusunda kullanılabilecekleri söylenemez.

Ama yinede, saptanmış olan bazı tedavi edici özellikleri vardır: Esnekliğini yitiren kılcal damarların tedavisinde, bazı kalp ve kan basıncı düzensizliklerinde ve sindirim sisteminde oluşan kramplarda. Sonuç olarak, flavonların, bir şifalı bitkinin genel etkisinin oluşmasında katkısı olduğu söylenebilir.

Tanen: Eczacılık açısından bakıldığında tanenler, derinin ve mukozanın albümin maddelerini birleştirerek, dayanıklı ve sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlar. Tedavi edici etkinlikleri özellikle bu alanda yoğundur. Yaralı deride ve tahriş olmuş mukozada biriken bakterilerin beslenme ve yaşama alanlarını yok eder. Başlıca etkin maddesi tanen olan şifalı bitkileri yakından tanır ve rahatlıkla kullanırız (örneğin meşe ağacı kabuğu).

İçerdiği yan maddeler arasında tanen olan şifalı bitkiler de belirli amaçlar doğrultusunda kullanılır. Ayrıca, şifalı bitkiler arasında, tanen içerikli olduğu için mideyi rahatsız eden türler de vardır (örneğin ceviz ağacı yaprağı). Bu durumlarda kişi, eğer yine de drogdan vazgeçemeyecekse, bitki çayının soğuk suda demlenmesi gerekir. Böylece, soğuk suda tanenin yalnızca küçük bir bölümü çözüneceğinden, kullanılan bitki çayı mideyi rahatsız etmeyecektir.

Başlıca etkin madde olarak tanen içeren droglar, anjinde gargara, dişeti iltihabında çalkalama, yara tedavilerinde kompres, ama öncelikle ishale karşı içten çay biçiminde kullanılır. Soğuktan ötürü oluşan şişkinliklerde, yüzeysel iltihaplanmalarda ve basurda banyo katkısı olarak çok büyük yardımlar sağlar.

Glikozitler: Bitki dünyasında çok sık rastlanan maddelerdir. Etkinlik alanları ve çeşitleri büyük farklılıklar gösterdiği için, onları belirgin bir grup olarak tanımlayabilmek olanaksızdır. Ama önemli olan etkinlikleridir. Bu nedenle, şifalı bitkiler literatüründe glikozit drogları olarak önemli bir yerleri vardır. Tüm glikozitlerin ortak yanı ise, aglykon adlı maddeyi bünyelerinde ayrıştırabilmeleridir. Glikozitlerin etkinliğini yönlendiren işte bu aglykon adlı maddedir.

Örneğin, ıhlamur çiçeğinin terletici etkisi, içeriğindeki glikozitlerden kaynaklanmaktadır ve flavonlar veya acı maddeler de çoğunlukla glikozittir. Bitkiler başta olmak üzere, doğada yaygın olarak bulunur. Bileşimlerindeki şeker ya da genini tipine göre farklı farmakolojik etkinlik gösterirler. En önemli glikozit grubu, kalp üzerinde etkili olandır.

Bu bileşikler, örneğin zakkum gibi zehirli bitkilerin yapraklarından ve köklerinden elde edilir.

Silisik asit: Atkuyruğu ailesine ait bitkiler veya çimenler topraktan bol miktarda silisik asit alarak bünyelerinde depolarlar. Silisik asit tuzları(silikat), genellikle olmasa da, bazen suda çözünürler.

Silisik asitler, insan organizmasının vazgeçilemez tamamlayıcı maddelerindendir. Beslenme biçimleri nedeniyle bedende oluşan silisik asit eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklarda (katılgandoku*, deri, saçlar, tırnaklar), silisik asit droglarından yararlanmak gerekir. (*Gözeleri biçim bulmamış bir ara madde içinde bulunan, organların asıl dokularının aralarını dolduran doku) tedavi amacıyla kullanılan bu tür bitkilerin en önemlilerinden biri, içten çay, dıştan gargara, ağız çalkalama ve banyo katkısı olarak kullanılan, Atkuyruğudur (Equisetum arvense).

Saponinler: Su ile birleştiğinde kalıcı bir köpük oluşturan bitkisel glilozitlerdir. Saponin içerikli droglar, inatçı öksürüklerde balgam söktürücü olarak kullanılabilir. Yüzeysel etkinliği sayesinde saponin, yoğunlaşmış balgam birikintilerine akışkanlık kazandırarak, dışarı atılmasını kolaylaştırır. Böylece, organizmanın yeniden oluşturduğu balgam, hiçbir engelle karşılaşmadan dışarı atılabilir.

Bazı saponin drogları idrar arttırıcı etki de içerir ve genellikle kan temizleyici kürlerde (ilkbahar ve sonbahar kürleri) kullanılırlar. Ayrıca, estetik açıdan rahatsız edici deri şikayetlerinde ve romatizmal rahatsızıklarda başarılıdır. Bu başarılarını, ödeme ve iltihaba karşı kullanılabilen etkinliğine borçlu olduğu söylenebilir. Ama saponinlerin tümüyle zararsız oldukları da söylenemez. Önerilen dozaja sadık kalınmadığında, bazen mide ve bağırsak mukozasını tahriş edebilirler.

Müsilaj (sümüksel madde): Bitkisel farmakoloji alanında, suyun içinde şişerek salyamsı bir nitelik kazanan(bamyada olduğu gibi), karbonhidrat içerikli maddeler olarak tanımlanır.

Müsilaj içeren droglar oldukça yaygındır. Ama tedavi amaçlı kullanılabilecek nitelikteki bitkilerin (hatmi, ebegümeci, keten tohumu) sayısı pek fazla değildir. Başka konularda ise, çeşitli bitkisel etkin maddelerin tedavi edici güçlerini arttırıcı özellikler gösterir. Bu maddelerin başlıca etkinlik alanı, mukozada oluşan tahrişlerin önlenmesidir. Mukozayı,
üzerinde ince bir tabaka oluşturarak, tahriş edici etkenlerden korur ve tahriş olmuş bölümleri tedavi eder. Özellikle mukoza iltihaplanmaları, sümüksel maddelerin koruması altında hızla iyileşebilir. Yutaktaki bir tahrişten kaynaklanan öksürüklerde de etkili olurlar. Bağırsaktaki dışkıyı yumuşattığı için, hafif müsilaj etkiye de sahiptirler(keten tohumu).

Vitaminler ve mineraller: Bitkisel kaynaklı önemli maddelerin tanıtımında, yaşamsal önem içeren vitamin ve minerallere değinmemek olanaksızdır. Çünkü onlar, organizmanın üretemediği ama sağlıklı yaşam için kesinlikle gerekli bileşiklerdir. Hatta, bu bileşiklerin sürekli eksikliği durumunda organizmanın iflas edebileceği rahatlıkla söylenebilir. Bu nedenle, alınan besinlerin bu bileşikleri içermesine özen gösterilmesi büyük önem taşır.

Amaç, hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktan önce, sağlıklı yaşamın şartlarını oluşturmak olmalıdır. Bu nedenle, bitkisel besin (sebze, salata, meyve) kullanımının önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Bu etkin maddelerin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların tedavisinde de, özenle seçilecek bitkiler mutlaka kullanılmalıdır. Örneğin kuşburnu meyvesi (Rosa canina), vitamin bakımından en zengin içeriğe sahip başlıca bitkilerdendir.

Paylaş

*